02 Haziran 2026 — 14:35
Gündem

Yalçın Küçük Hayatını Kaybetti: 87 Yaşındaki İsim Vefat Etti

Araştırmacı yazar ve akademisyen Prof. Dr. Yalçın Küçük, 87 yaşında hayatını kaybetti. Uzun süredir sağlık sorunlarıyla mücadele eden isim tedavi görüyordu.

Ali Kerem Yücel · 07 Nisan 2026 — 00:26 · 7 dk okuma · 57 okuma
Yalçın Küçük Hayatını Kaybetti: 87 Yaşındaki İsim Vefat Etti

Araştırmacı yazar ve akademisyen Prof. Dr. Yalçın Küçük, 87 yaşında hayatını kaybetti. Uzun süredir sağlık sorunlarıyla mücadele eden isim tedavi görüyordu.

Vefat ve Hastalık Süreci

Uzun yıllardır fikir dünyasının tartışmalı figürlerinden biri olan Prof. Dr. Yalçın Küçük, ilerleyen yaşına bağlı olarak ortaya çıkan Alzheimer ve Demans hastalıkları nedeniyle uzun zamandır kamuoyundan uzaktaydı. Ankara ilindeki hastanelerde ve evinde tedavi süreci devam eden araştırmacı yazar, doktorların müdahalelerine rağmen kurtarılamayarak seksen yedi yaşında yaşama veda etti. Vefat haberi, Türkiye siyasi tarihinin hararetli dönemlerine tanıklık etmiş bir aydının gidişi olarak basında yer buldu. Ailesi ve sevenleri tarafından yapılan ilk duyurularda, cenaze töreni detaylarının daha sonra netleşeceği bildirildi.

Seveni ve Karşıtı Çok Olan Bir Figür

Yalçın Küçük, yaşamı boyunca siyasi ve akademik arenada kutuplaştırıcı bir profil çizdi. Sosyalist sol çevrelerin bir kısmı onu büyük bir teorisyen, tarihi olayları farklı okuyan cesur bir aydın olarak kabul edip desteklerken; farklı siyasi görüşlere sahip kesimler, muhafazakarlar ve liberaller radikal ve tavizsiz söylemleri nedeniyle onu sürekli eleştirdi. Sadece siyasi duruşuyla değil, dilbilim ve isimlerin kökenleri üzerine yaptığı isimlendirme analizleriyle de geniş kitlelerin tepkisini ve ilgisini eş zamanlı olarak üzerine çekmeyi başardı. Kendi doğrularını savunurken kullandığı sert üslup, televizyon programlarındaki agresif çıkışları ve eleştirilerindeki sınır tanımaz tavrı, onun tarafsız bir zeminde değerlendirilmesini her zaman zorlaştırdı. Sevenleri için vazgeçilmez bir fikir önderi, sevmeyenleri için ise huzursuzluk çıkaran bir polemikçi olarak hafızalara kazındı.

Abdullah Öcalan Görüşmeleri ve Bekaa Vadisi

Siyasi kariyerinde en çok eleştirilen ve toplumun büyük bir kesimi tarafından tepkiyle karşılanan olayların başında Suriye sınırları içerisindeki Bekaa Vadisi ziyaretleri geliyordu. Bin dokuz yüz doksanlı yılların başlarında bölgeye giderek terör örgütü PKK yöneticisi Abdullah Öcalan ile röportajlar yapan ve bunları kitap formatında yayınlayan yazar, bu görüşmelere ait fotoğraflar yüzünden sert eleştirilerin hedefi oldu. O dönemdeki basına yansıyan röportajlarda aktardığı fikirler ve kurduğu diyaloglar, milliyetçi kesimlerin ondan tamamen uzaklaşmasına sebep oldu. Mahkeme dosyalarına ve kamuoyu vicdanına yansıyan bu olaylar, onun biyografisindeki en keskin kırılma noktalarından birini oluşturdu.

Ergenekon ve Balyoz Davalarındaki Rolü

İkibinli yılların sonlarında Türkiye gündemini meşgul eden Ergenekon ve Balyoz soruşturmaları sürecinde Prof. Dr. Yalçın Küçük bir kez daha hukuki süreçlerin baş aktörlerindendi. Soruşturmalar kapsamında evi aranan, gözaltına alınan ve tutuklanan akademisyen, uzun yıllar Silivri Cezaevi koğuşlarında tutuklu kaldı. Cezaevi tahliyesinin ardından yaptığı basın açıklamalarında, emekçi cumhuriyetin yaşatılması gerektiğini savundu. Kendi ifadeleriyle; cumhuriyeti yıkanlarla mücadelenin süreceğini, aydın cumhuriyetin düşmanlarının kahrolmasını dilediğini, kendilerini hapislere atanların aslında kendi sonlarını hazırladığını ve yıkıldığını düşündükleri o cumhuriyeti yeniden kurmak üzere çalışacaklarını sert bir tonda aktardı. Bu zorlu cezaevi koşulları ve aldığı cezalar, ilerleyen yaşlarında fiziksel sağlığının bozulmasında önemli bir etken olarak değerlendirildi.

Biyografisi:

İskenderun’dan Yale Üniversitesine

Bir Temmuz bin dokuz yüz otuz sekiz tarihinde Hatay ilinin İskenderun ilçesinde doğan araştırmacı yazar, Kafkasya kökenli bir ailenin çocuğuydu. Lise eğitimini İstanbul şehrindeki tarihi Kabataş Lisesi kurumunda tamamladıktan sonra, dönemin elit eğitim merkezlerinden Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi bölümünü birincilik derecesiyle bitirdi.

Öğrencilik yıllarından itibaren öğrenci hareketlerinin lider kadrolarında yer aldı. Mezuniyetinin hemen ardından Devlet Planlama Teşkilatı kurumunda planlama uzmanı olarak çalışmaya başladı. Akademik gelişimini sürdürmek için Amerika Birleşik Devletleri topraklarına giderek Yale Üniversitesi gibi saygın bir kurumda lisansüstü düzeyde araştırmalar yaptı. Uluslararası alanda tecrübe edinmek için Dünya Bankası projelerinde de kısa süreli görevler üstlendi.

Akademik Kariyeri ve Kıbrıs Harekâtı

Yurda döndükten sonra Orta Doğu Teknik Üniversitesi veya bilinen kısa adıyla ODTÜ ile Gazi Üniversitesi kadrolarında iktisat alanında öğretim üyesi olarak yüzlerce öğrenci yetiştirdi. Fakat Türkiye siyasetindeki askeri müdahaleler onun kariyerini kesintiye uğrattı. 12 Mart Muhtırası sonrasında üniversitedeki akademik görevinden uzaklaştırıldı. Sivil hayatındaki bu dalgalanmaların yanı sıra askeri alanda da görev yaptı; bin dokuz yüz yetmiş dört yılında gerçekleştirilen Kıbrıs Harekâtı sırasında asteğmen rütbesiyle cephede bulundu. Savaş ortamında yaşadığı deneyimleri ve gözlemlerini daha sonra edebi bir dille okurlarına aktardı.

Eserleri, İhraçlar ve Düşünce Dünyası

Yetmişli yıllarda sosyalist hareketlerin toparlanması için çaba harcarken, Türkiye İşçi Partisi saflarında çalıştı ancak daha sonra yaşadığı ideolojik ayrılıklar sebebiyle bu partiden ihraç edildi. İhraç sürecinin ardından Toplumsal Kurtuluş ve Sosyalist İktidar gibi çeşitli yayın organları ve dergiler kurarak kendi siyasi çizgisini bağımsız bir şekilde savundu. Ünlü yazar Aziz Nesin ile birlikte aydınların toplumsal olaylara karşı örgütlenmesi için imza kampanyaları ve sivil inisiyatifler yürüttü.

Hayatı boyunca kaleme aldığı eserler arasında özellikle "Aydın Üzerine Tezler", "Türkiye Üzerine Tezler", "Kürtler Üzerine Tezler", "İsyan ve Tarih" ve "Sovyetoloji" incelemeleri, dönemin en çok okunan başvuru kaynakları oldu. İlerleyen yıllarda Sabetayizm, kripto kimlikler, gizli din taşıma alışkanlıkları ve isimbilim üzerine yazdığı "Şebeke" gibi ansiklopedik kitapları edebiyat dünyasında büyük fırtınalar kopardı. İnsanların soy ağaçları ve isim tercihleri üzerinden yaptığı bu tarihsel okumalar, pek çok kişi tarafından bilimsel bulunmayarak reddedildi.

Hayatını araştırmaya, tezler üretmeye ve inandığı doğruları bedel ödemek pahasına savunmaya adayan akademisyen, seksen yedi yıllık fırtınalı serüvenini böylece tamamlamış oldu. Geride kütüphaneler dolusu kitap, cevaplanmamış pek çok siyasi soru ve polemiklerle dolu bir arşiv bıraktı.